Ana içeriğe geç

Geely'den Dünya Rekoru: Seri Üretimde En Yüksek Termal Verimli Motor

Giriş Tarihi:

Geely, %48,41 termal verimli motoru ile seri üretimde dünya rekoru kırdı. Toyota ve BYD'yi geride bırakan bu motor hibrit sistemle çalışıyor.

Çin otomotiv devi Geely, seri üretimde bugüne kadar duyurulan en yüksek termal verime sahip içten yanmalı motoru tanıttı.

Şirketin açıkladığı teknik verilere göre bu motorun termal verimi %48,41 düzeyine ulaştı; bu rakam, hem hibrit sistemlerin öncüsü Toyota'yı hem de yakın dönemde dikkat çeken BYD'yi belirgin biçimde geride bırakıyor.

Karşılaştırma yapıldığında tablonun büyüklüğü daha net ortaya çıkıyor.

Günümüzde yaygın kullanılan turbolu benzinli motorlar yaklaşık %37 termal verime sahip; atmosferik motorlarda bu oran %33-35 bandına geriliyor.

Toyota'nın e-CVT tabanlı hibrit sisteminde içten yanmalı motorun verimi %41 olarak ölçülüyor; BYD ise DMI modellerinde %46 iddiasıyla sektörde dikkat çekmekteydi.

Geely'nin açıkladığı %48,41 rakamı, Toyota'nın üzerinde tam 7 puanlık bir fark anlamına geliyor; bu farkın büyüklüğü, tek puanlık iyileştirmenin bile yıllarca süren mühendislik çalışması gerektirdiği düşünüldüğünde daha iyi kavranır.

Motorun Teknik Temeli: Atkinson Çevrimi ve Yüksek Sıkıştırma

Söz konusu motor, 1,5 litrelik üç silindirli atmosferik bir tasarıma sahip.

En çarpıcı teknik özelliği, 15,5 gibi son derece yüksek bir sıkıştırma oranı taşıması.

Atmosferik benzinli motorlarda bu değerin 12'yi aşması bile ciddi sayılırken, 14 ve üzeri teknik açıdan kritik bölge olarak değerlendiriliyor.

Sıkıştırma oranının verimle ilişkisi termodinamiğin temel prensiplerinden kaynaklanıyor: yanma sonrası oluşan gaz karışımı pistonu ne kadar uzun süre itebilirse, ısıl enerjinin o kadar büyük bir bölümü mekanik işe dönüşüyor.

Piston alt ölü noktasına ulaştığında artık genleşme fiziksel olarak sona erdiğinden, bu mesafeyi maksimuma taşımak verimliliğin kilit değişkeni haline geliyor.

Yüksek sıkıştırmanın beraberinde getirdiği vuruntu riski ise Atkinson çevrimi kullanılarak aşıldı.

Bu çevrimde emme supabı, sıkıştırma zamanında normalden daha uzun süre açık bırakılıyor; böylece silindire alınan havanın bir bölümü geri gönderiliyor ve fiilen sıkıştırılan hacim düşüyor.

Pratik sonuç şu: silindir başına 500 cc olan bir motor, sıkıştırma evresinde 400 cc gibi daha küçük bir hacme sahipmiş gibi davranırken genleşme evresinde tam 500 cc'lik kapasitesini kullanmaya devam ediyor.

Geely bu yaklaşımı bir adım daha ileri taşıdı ve sıkıştırılan hacmi çok daha fazla kıstı; 1,5 litrelik motor, sıkıştırma açısından neredeyse 0,9 litrelik bir yapıymış gibi çalışıyor.

Bunun bedeli daha düşük güç çıkışı, karşılığı ise belgelenmiş verim artışı.

Bunun bedeli daha düşük güç çıkışı, karşılığı ise belgelenmiş verim artışı.

Sürtünme Azaltımı ve Yanma Sistemi

Geely, termodinamik kazanımların yanı sıra 11 farklı noktada sürtünme azaltma uyguladığını duyurdu.

Kam milleri DLC (Diamond Like Carbon) kaplama aldı; pistonlar ve silindir duvarları da benzer düşük sürtünmeli malzemelerle işlendi.

Şirket bu kaplama stratejisine "Mirror" adını verdi; parçaların yüzeyleri ayna gibi pürüzsüz bir görünüme ulaştığı için bu isimlendirmeye gidildi.

Mekanik sürtünmenin %16,3 oranında azaltıldığı belirtiliyor; ancak bu kazanımın termal verime doğrudan yansıması yaklaşık 0,4 puanla sınırlı kalıyor.

Yanma tarafında ise 500 bar basınçlı enjektörler devreye girdi.

Bu değer, atmosferik bir motor için alışılmışın çok ötesinde.

Gerekçe açık: çok ince partiküller halinde silindire püskürtülen yakıt, havayla daha homojen bir karışım oluşturuyor ve yanmamış yakıt miktarı minimuma iniyor.

Şirket ayrıca "Wind Riding Fire Tornado" adını verdiği sistemi de tanıttı; özel kaplamalı ve üçgen kesitli emme kanalları sayesinde hava-yakıt karışımındaki türbülans artırılarak yanma kalitesi yükseltildi.

Şirket ayrıca "Wind Riding Fire Tornado" adını verdiği sistemi de tanıttı; özel kaplamalı ve üçgen kesitli emme kanalları sayesinde hava-yakıt

Hibrit Mimarisi: Asıl Fark Burada Başlıyor

Tüm bu mühendislik detayları bir araya gelse bile, doğrudan katkıları toplandığında yaklaşık 1,5-2 puanlık bir verim artışı elde ediliyor.

%48,41'lik rakamın arkasındaki asıl sırrı çözmek için sistemin hibrit mimarisine bakmak gerekiyor.

Geely'nin bu motoru konuşlandırdığı araçlar, Toyota'nın e-CVT hibrit sistemiyle yüzeysel benzerlikler taşısa da özünde farklı bir mantıkla çalışıyor.

Toyota'da içten yanmalı motor daha baskın bir rol üstlenirken, elektrik motorları destekleyici konumda kalıyor.

Geely'de ise denge tersine dönüyor: yaklaşık 130 beygir gücündeki elektrik motoru aracı ağırlıklı olarak yürütüyor; içten yanmalı motor çoğunlukla jeneratör gibi devreye giriyor.

İkinci bir elektrik motoru, marş ve şarj işlevlerini üstleniyor.

Batarya kapasitesi yalnızca 1 kWh olmasına karşın sistem, bu küçük enerji deposunu sürekli optimal şarj seviyesinde tutarak elektrik motoruna ağırlık veriyor.

Mazda'nın e-Power sisteminde içten yanmalı motor tamamen tekerleklerden bağımsızken, Toyota'nın sisteminde doğrudan aktarım söz konusu; Geely'nin çözümü bu iki uç arasında bir yerde konumlanıyor.

Mazda'nın e-Power sisteminde içten yanmalı motor tamamen tekerleklerden bağımsızken, Toyota'nın sisteminde doğrudan aktarım söz konusu; Geely'nin

Yapay Zeka Destekli Güç Yönetimi

Sistemin verimlilik kazanımlarının önemli bir parçası, gerçek zamanlı güç yönetimi yazılımından geliyor.

Örnek olarak şu senaryo verilebilir: araç o an 50 beygir güce ihtiyaç duyuyor, fakat motorun en verimli çalıştığı nokta 100 beygir civarında.

Sistem bu durumda 100 beygir üretiyor, 50'sini tekerlere gönderiyor, kalan 50 beygirlik gücü ise anında bataryaya aktarıyor.

Böylece içten yanmalı motor, haritasındaki en verimli bölgeden hiç çıkmıyor.

Geely, bu optimizasyonun bulut bağlantılı yapay zeka algoritmalarıyla yürütüldüğünü vurguladı.

Sistem, rota üzerindeki yokuşları, hava durumunu ve batarya sıcaklık tahminlerini gerçek zamanlı olarak analiz ederek güç dağılımını anlık olarak yeniden hesaplıyor.

İddia Edilen Tüketim Rakamı ve Gerçek Dünya Sorusu

Geely, yaptığı testlerde 100 kilometrede yalnızca 2,2 litre yakıt tüketimi kaydettiğini açıkladı.

Ancak bu verinin WLTP ya da başka bir standart test prosedürüne göre ölçülmediği, şirketin kendi belirlediği koşullarda otobanda gerçekleştirilen bir denemeden geldiği belirtilmeli.

Dolayısıyla %48,41 verimi de sabit ve ideal çalışma noktasında ölçülen bir zirve değer; gerçek trafik koşullarındaki ortalama verimi farklı olacak.

Araçlar geniş kitlelere ulaştığında elde edilecek gerçek dünya verileri, bu iddiaların ne ölçüde pratik hayata yansıyacağını gösterecek.

Yine de rakamlar kendi içinde tutarlı bir mühendislik hikâyesi anlatıyor: yüksek sıkıştırma oranı, genişletilmiş Atkinson çevrimi, düşük sürtünmeli yüzeyler, yüksek basınçlı enjeksiyon ve elektrik motorunun omuzladığı güç yükü bir araya geldiğinde bu düzeyde bir verim matematiksel olarak mümkün görünüyor.

Bu haberi paylaş: